zondag 27 januari 2013

Tekrar bir araya geleceğiz Şenol Güneş, bunu yaz bir kenara!



Şenol Güneş’in gitmesini isteyenler arasında ben de bulunuyordum, hala öyle. Lakin ayrılık konuşması bana çok dokundu. Bir an büyük konuştuğumu hissettim. Gidişine üzüldüm gerçekten. Başımızdan ayrılmasına mı yoksa gidiş şekline mi üzüldüm onu bilmiyorum. Bizden her giden, bizim için değerli ve önemli olan kişiler gibi, hak etmediği şekilde gittiğini düşünüyorum. Aynı Şota gibi, aynı Yattara gibi, aynı Jaja gibi. Giderse seviniriz diye düşündüm ama öyle değilmiş işte.

Maçtan sonra ki konuşmasına başlamadan evvel Twitter’den demiştim “Şenol hocanın ve yönetimin 'Trabzonspor’a faydalı gelmiyoruz artık' demeleri çoktan geldi de geçti” diye. Lakin Şenol Güneş konuşmaya başlayınca dediğim her cümleyi, her kelimeyi, her harfi unuttum ben. Gözlerinden okunuyordu söylecek olduğu her cümle. Pırıl pırıl parlıyordu gözleri, dokunsalar ağlayacaktı ama o yine her zaman ki asilliği ile duruyordu karşımızda ve anlatıyordu. “Başarısızlığın sorumlusu benim. Bunu söylerken utanıyorum.” derken buna gerçekten inanarak konuşuyordu. Fakat ben bu konuda Şenol Günes’e pek katılmıyorum. Her şey'in sorumlusu o olamaz.

Bir futbolcu karısıyla kavga etmiştir, annesi hastalanmıştır, babası ona sövmüştür ve maçta başarısız olmuştur. Başarısızlığın sebebi her ne olursa olsun, bir futbolcu bu durumu sadece kendi üstlenmelidir ama öyle olmuyor. Hele de bu durum tüm takımın kötu sonuç almasını sağlıyorsa bunun sorumlusu hoca oluyor hep. Çok bencilce bir düşünce ama böyle yorumluyoruz bunu hepimiz. Bu sezon öyle bir duruma geldik ki, takım kazansın veya kaybetsin, hep bir kritiğimiz oldu. “Niye oynayan Adrian’ın yerine ortalıkta gözükmeyen Halil’i çıkarmıyorsun?”, “Allah’ım Aykut’u oyuna alıyor.”, “Barış mı? Hoca bizimle dalga mı geçiyorsun??” diye diye kafayı yedik. Şenol Güneş’de, senin benim gibi bir Trabzonlu. Trabzonspor sevgisi doğustan var bu adamda. Karadeniz damarına sahip o da. Inattır, kolay kolay bırakmadı bu takımı. Ve bu gün açıklama yaparken unuttuğum bir şeyi hatırlattı bana: Trabzonspor’un başarısı için GERÇEKTEN çabalıyordu. Bu takımın başarısı için uğraşıyordu, ama yapamadı. Artık sağlıklı düşünemiyordu. Bunun da sebebi çok.

İlk olarak futbolcular yardımlaşmıyorlardı, bir türlü bir takım olamıyorlardı. Yönetim gereken oyuncuyu almıyordu veya alamıyordu. Gidenin yeri dolmuyordu. Hep bir ‘Gadromuz yederli” havası vardı.  Taraftar hep baskı yapıyordu ve bu takım bu baskıyı kadıramıyordu. Hoca doğru olan kararı veremiyordu. Bunların hepsi başarısızlığa neden oldu.

Şenol Güneş her bu takımın başına geçtiğinde başarılı olduğunu kimse inkar edemez, 2010-2011 sezonu gibi. 82 puan, 1 gol ile elinden alınmış bir şampiyonluk. Trabzonspor camiasının, taraftarın, yönetimin, futbolcuların ve en önemlisi hocanın uğradığı haksızlığı tüm Türkiye biliyor. Biz küçük kardeşlerimizin, çocuklarımızın, torunlarımızın sevinçlerinin ellerinden alındığını düsünürken Şenol Güneş’i unuttuk. Futbolcular paralarını almaya baktı, ama Şenol Güneş başarıya bakardı. Hep daha iyi olmak istedi, hep kendini ve oyuncularını eleştirdi. Tribünlere oynayan çok futbolcu gördü bu takım, hepsine inandık biz. Hepsi de sadece para için bu takımı bırakıp gittiler. Şenol Güneş ise, ne olursa olsun kaldı ve savaştı. Giderken bile isteyerek gitmiyordu, sadece bu takıma, bu durumda faydalı olmayacak diye gidiyordu.

Her zaman diyorum ve hep diyeceğim, Şenol Güneş şike sürecinde en çok yıpranan kişidir, başarısı hiçe sayıldı. Şampiyon kadrosu dağıldı ve elindekilerle zirveye oynamaya çalıştı. Kaç defa düştü bu yolda ama yine de dimdik ayakta durmayı bildi. Takımın başarısını, başarısızlığını hep ondan bildik. Ama o inat etti ve devam etti. Belki biraz geç kaldı bu kararı almakla ama anladım ki bizim içimizde olmayan bir umut vardı bu takımda onun gözünde. O umut hala var, ama onsuz...

Hocamızı, efsanemizi, güneşimizi bu duruma getiren her ne olursa olsun, her kim veya kimler olursa olsun, onlar UTANSINLAR. Sistem utansın, güçlüler utansın, ama Şenol Güneş utanmasın. Başarısızlığın tek sorumlusu sen değilsin çünkü, bunu asla unutma! Ve eminim sen yine aramıza döneceksin, bu takımın başına geçeceksin, her zaman olduğu gibi SENİNLE bu şehire zaferler getireceğiz, SENİNLE müzemize kupalar koyacağız ve SENİNLE başarılara imza atacağız!

Şampiyonluk için teşekkürler büyük hocam! Paraya karşı verdiğin emeğin savaşı için teşekkürler hocam! Bu süreçte hep bizim yanımızda olduğun için sana minnettarız. Yolun açık olsun, tekrar bir araya geleceğiz bunu yaz bir kenara!

vrijdag 23 november 2012

Gardaşlık Fanatiklikten Büyüktür Embesil!



Her insanın yakın bir dostu vardır. Bu genelde istem dışı gelişir ve anlamadan oluşur. Bir insanla konuşmaya başlarsın, gün geçtikçe daha çok konuşursun. Onunla sırlarını paylaşırsın. Anlamadan o kişi hayatında önemli bir yer almış olur. Öyle ki, sevinçlerinde ve üzüntülerinde de ilk o yanında olur.

Bu insanla küçük yaşta arkadaşlığa başlarsın. İlk başta kimin hangi takımı tuttuğunu bilmezsin, çünkü daha küçük bir kızsın. O zamanlar takım tutmak hakkında bildiğin tek şey babanın sürekli anlattığı o futbolcuya, onu hiç görmeden hayranlık duymak ve başkalarından dinlediğin anılar sayesinde takımının renklerine gün geçtikçe daha çok bağlanmaktı. Aradan yıllar geçer ve seni en iyi anlayanın o olduğunu görürsün. Sevincine, üzüntüne ve heyecanına ortak olur o kişi. Aynı senin gibidir aslında, senin gibi düşünür, senin gibi sever, senin gibi taraftardır. Aranızda ki tek fark sevdiğiniz renkler olur. Ama seni en iyi anlayan o olduğu için, sen bunu umursamazsın.

Sonra 3 temmuz 2011 olur. Arkadaşlığınızı bu günü göze almadan kurarsınız ve sizin için çok önemli bir dönem başlar. Birbirinizle şike olaylarını konuşmazsınız, çünkü bilirsiniz; konuşursanız birbirinizi kırarsınız. Dediklerini duymamazlıktan gelirsiniz, yazdıklarını görmemezlikten gelirsiniz. Bazen dayanamayıp ona cevap yazmak istersiniz, eşek su'dan gelinceye kadar onu dövmek istersiniz. Sonra aklına gelir ve dersin "Fenerbahçe bizim arkadaşlığımızı yıkacak güce sahip değil" ve yazdıklarınızı silersiniz.

Kuşkusuz futbol dünyasında haksızlığın ne demek olduğunu en iyi Trabzonspor taraftarı bilir. Ve bir gün gelir senin için önemli olan o arkadaşın haksızlığa uğrar. Her taraftar gibi, hangi takımın olursa olsun, onunda deplasman hayali vardı. İşte onda Trabzonspor'u görürsün. Tabi ki deplasman maçını şampiyonlukla kıyaslayamazsın, ama ne demek istediğimi anlarsınız herhalde. Her alanda takımını her deplasmanda desteklersin ve bir gün biri veya birileri senin hakkın olan deplasmanı elinden alır. Sen sonuna kadar haklı olduğunu bilirsin ama karşındaki insafsız, yüzsüz bir şekilde kendini doğru çıkartmak ister. Herşey apaçık ortada olduğu halde, haksızlık yaptığının farkında olduğu halde parmağını bile kıpırdatmaz. Bunu gören, bilen ve sesini çıkarmayan herkes haksızlığı yapanlar kadar vicdansızdır! (Burda canım arkadaşıma mesaj göndermiş oluyorum)

Bu sebeblerden dolayı, her ne olursa olsun, hangi takımı tutarsa tutsun, hangi renklere aşık olursa olsun, insan arkadaşını savunur ve arkasında durur. Çünkü sen adaletsizliği bilirsin, çünkü sen güçlünün hukukunu bilirsin. ÇÜNKÜ SEN HAKSIZLIĞI BİLİRSİN! 

"Adaletsizliğe, güçlünün hukukuna karşı gelmek, el birliğiyle gasp edilen hakkını aramaksa vatan hainliği, Trabzonsporlular vatan hainliğine devam ediyor hala." (Vira)

dinsdag 25 september 2012

Mutfak daki erkeğe g'özat'‏



"Benim futbol konuşacağım insan benim futbol kariyerimde, futbol bilgimde olması lazım." Ümit Özat.

Futbol dünyasında "Futbol erkek sporudur" sıkca duyulan bir cümle olmasına rağmen çoğu bayanlarımız bu dünyada yer almayı kafaya koymuş. Bu konu erkekler tarafından o kadar abartılır ki, artık bayanlarla futbol konuşmamayı tercih edenler bile var. Bunun örneğini dün gece 'Bizim Stadyum' adlı proğramında gördük. Bir bayanın yorumcu olması Türkiye'de bir tek Ümit Özat'ın zoruna gitmiyor ne yazık ki.

Mutfak ve örgü işlerinde kadınların 1 adım önde olduklarını beyan eden Özat ve onun gibi düşünenleri bir kaç örnekle aydınlatma zamanı geldi. Ilk olarak mutfak; bir kadının yeri mutfaktır. Dünyanın en iyi aşçıları erkektir. Türkiye'de ne kadar "mutfak kadının yeridir" söylense de dünyada bir çok erkek yemek yapıyor. Türk ismi istiyorsanız benden, 19 nisan 2012'de kaybettiğmiz Ümit usta (Ümit Ömer Sevinç) demem yeterlidir herhalde. Türkiye'de çoğu bayan kuaförleri erkektir. Ünlü modacılar erkektir. Erkekler kadınlardan daha güzel makyaj bile yapıyor. Hangi 1 adımdan bahsediyoruz burda peki? Erkekler bu kadınsal görevleri kadınlardan daha iyi yapabilirken, kadınların futbol konuşması niye böyle dert oluyor?

'Kadınlar erkekler kadar futboldan anlamaz' söylemine kısmen katılıyorum. Bedava bilet dağıltılıyor diye maça gelen bayanlar futbol konuşmasın, doğrudur. Sadece boy göstermek için tribünde yer alan bayanlar futbol konuşmasın, doğrudur. Sırf erkeklerin gözüne girmek için 'X takımı tutuyorum' diyen bayanlar futbol konuşmasın, doğrudur. Ofsayt nedir bilmeyen bayanlar, oyun kurallarını bilmeyen bayanlar futbol konuşmasın, o da doğrudur. Buraya kadar katılıyorum ama bir grup bayanın gerçekten futbol konuşabileceği gerçeğide var. Futbolu anlamak için illa erkek olmamışart değil. Içimizde, bazı erkeklerden daha iyi futboldan anlayan bayanlar var. Bunu kabul edin artık.

"Futbol erkek sporudur" takıntısından da artık kurtulmanız lazım. Bir grup bayan var ki, erkeklere bakmak için veya erkeklerden ilgi görmek için değil, futboldan zevk aldığı için izliyor. Sırf futbolla ilgilendiği için bir bayan, kadınlığından ödün vermez. Futbol konuştuğu gibi, kadınsal konuları da konuşmasını iyi bilir. Futbolu bilen ve konuşan bayanlar sizin egolarınızı tatmin edemiyormu? Bu ozaman sizin sorununuz.

Not: bu yazı sadece "Bayanlar futbol'dan anlamaz" diyenler için geçerlidir.


dinsdag 8 mei 2012

Adalet senin neyine?



“Geçen sene, ki alnımızın akı olan, şampiyonluğun akabinde tekrar elimize bir şampiyonluk geçti” diyen Emre Belözoğlu “Geçen sene bir haksızlığa uğradıysak ki ben uğradımızışünüyorum…”  diye devam ediyor Trabzonspor – Fenerbahçe müsabakasından sonra ki açıklamarında. Emre Belözoğlu’nun bu sözlerini göz önünde bulundurup bu yazıma başlamak istedim. Herkesin bildiği bir konuya değinmek ve tekrar tekrar bazi şeylerin altini çizmek istiyorum.

Pazartesi gecesi saat 2 sularında (Türkiye saati 3) PFDK’nin açıklaması çoğu insanları şaşırtmadı, adeta şoke etti. 3 temuz’dan bu yana Türkiye futbol gündemini hayretler içerisinde izlerken TFF ve PFDK yavaştan böyle bir karar alacağını önceden hissetirmişti. Yalnız PFDK tarafından verilen cezalar ve gerekçeleri şike’yi serbest bir duruma getirdi. Eskişehirspor-Trabzonspor, Gençlerbirliği-Fenerbahçe, Fenerbahçe-Ankaragücü ve Fenerbahçe – Istanbul BB müsabakalarında sonucu etkilemekten dolayı cezalar verildi. Bu ceza alanlardan öne çikanlar tartişmasız Mehmet Şekip Mosturoğlu, Ilhan Yüksel Ekşioğlu, Cemil Turan, Ibrahim Akın, Ahmet Çelebi, Ümit Karan ve Serdar Kulbilgi. Bu kişiler şikeye dahil oldular ve hiçbir kulüp bunun sorumlusu değil. Hepsi kendi babalarının hayrına yaptılar. Ibrahim Akın ise dünya’da bir ilke imza atti, tek başina şike yapip yan gelip yatti. Ona kim para verdi, kiminle anlatşi, bunlar hiç dahil olmadi PFDK tarafindan verilen kararlara. Kisacasi PFDK şunu diyor aslında: “Evet şike yapıldı, ama Fernerbahçemizi kurtarmak için biz Türk Milli takimini ve tüm Türk takımlarını yakarız.”


Ibrahim Akın: “Şike operasyonunu tek başıma yürütmüş gibi gözüküyorum. Diyelim ki ben bunu yaptım, peki kiminle yaptım bu şikeyi? Muhataplar suçsuz bulunuyorsa nasıl oluyor da şike yaptığım kabul ediliyor? Şikeyi tek başıma mı yaptım, neden başka kimse yok ortada? Şike yapıldıysa tek başına mı yapıldı? Sahipsizim, arkamda büyük bir kulüp yok diye mi kurban ediliyor, 3 yıl men ediliyorum?”

Kararlar verildi bunu değiştiremeyiz artik, ama 30 nisanda bu kararlar verilseydi ne olurdu bunu tüm Türkiye biliyor: Fenerbahçe küme düşecekti. Değişen 58. madde sağolsun. Peki bu durumda haksızlağa uğrayan taraf kim oluyor?

Tabi ki bu sene yapılan ilk saçma karar bu değil. 2007-2008 sezonunda Trabzonspor – Sivasspor müsabakasında maçin bitimine 30 saniye kala sahaya inen taraftar sayesinde 0-3 hükmen mağlup ve 5 maç saha kapatilma cezası alan Trabzonspor’a karşı bu sezon Beşiktaş – Galatasaray müsabakasında sahaya inen taraftar için Beşiktaş’a 2 maç saha kapatılma cezası var (taraftar sahaya itilmis). Gelelim bu sezon ki Fenerbahçe – Beşiktaş müsabakasına. Sahaya kendi rızası ile inen taraftar için ceza verildi mi? Peki bu durumda haksızlağa ugrayan taraf kim oluyor?

Gelelim Trabzonspor’un Galatasaray maçında ‘dirsek attığı’ için 3 maç ceza alan Zokora’ya. Kırmızı kart’ın tartışmasız haksız olduğunu vurgulamamza gerek yok, ki 3 maç men’i dile bile getirmeyeceğim. Ayni Zokora Fenerbahçe – Trabzonspor müsabakasında Emre Belözoğlu tarafından ırkçılağa maruz kalir ve PFDK Emre Belözoğlu’na iki maç ceza verir (daha sonra 3). Halbu ki Emre Maraton programında ırkçı sözleri kabul etmişti. Görüyoruz ki Türkiye ırkçılık konusunda nekadar hassas.

Trabzonspor – Fenerbahçe müsabakasında Emre’nin ısrari üzerine Zokora Emre’ye el bile vermezken maçın 45+ dakikasinda Zokora’dan intikam hamlesi geldi. Bana göre sportmen bir hareket değil ama yerinde bir hareket. Açik söyliyeyim, pozisyonu gördüğümde hoşumada gitmedi değil.




Zokora kendi adaletini kendi yerine getirdi. Ve bundan emin olabilirsiniz ki Trabzonspor taraftarıda buna yapacaktır. Başkanımız Sadri Şener’in dediği gibi “Trabzon’da 10 ay geciken ve tecelli etmeyen adalt, şehri patlama noktasına getirdi”.  Korkarim son iki Fenerbahçe müsabakalarında gördüklerimiz olaylar bir başlanğıç. Gurur duyuyormuyum, hayır. Ama bildiğim birşey varsa oda Trabzon halkinin haksızlığa tahamülü olmadığına ve bu insanların aptal yerine koyulmaktan pek hoşlanmadıklarıık ve net.


Emre Belözoğlu: “Ne olursa olsun futbolcular, başta ben Emre Belözoğlu olarak, bu ülkenin en değerli futbolculardan biri olarak, ben kendimi irdelemem gerekiyorsa, bu ülkede yaşayan teknik adamlar, bu ülkede yaşayan başkanlar, bu ülkede yaşayan medya mensupları, herkes biraz daha ellerini vicdanına koyup hareket ederseler çok güzel günler Türk futbolunu bekleyecektir.”

Şimdi soruyorum; Elinizi vicdanınıza koyarak söyleyin haksızlığa uğrayan kim?

zaterdag 21 april 2012

Klavye başi konuşmalar’da kaldi tepkimiz



Geçtigimiz günlerde yaşanilan olaylar’dan sonra Trabzonspor – Beşiktaş maç’inda taraftarimizdan bir eylem bekliyordum açikcasi. Maç başinda bütün stadda herkes’in elinde beyaz mendiller görünce bir hazirlik oldugunu düşündüm ama yanilmişim. Maç sirasinda takimi desteklemekten başka birşey yapilmadi, yada televizyon’a oyle yansidi. Sanki tek istegimiz bir galibiyet mis gibi takima 90 dakika boyunca destek verildi. Peki geçtimiz günlerde sosyal medya’da Didier Zokora’ya destek veren bayan taraftarlarimiza ne oldu? ‘Irkçiliga karşi teşekkürler çarşi’ pankartinin karşisinda bir okadar göze çarpan Zokora’ya destek pankarti görmek isterdim. ‘Biz haksizmiydik ki sesimizi maç sirasinda çikartmadik?’ diye soruyorum kendi kendime.

Bu konuda sadece taraftara tepkili olamam, yönetimde de hatalar elbette. Sadri Şener artik konuşmakla bir yere gelemeyecegini anlamiştir herhalde. Laf istemiyoruz icraat istiyoruz biz. Aylardir şike soruşturmasinda ‘Adalete güveniyoruz’ sebebiyle sustu. Farkinda midir acaba Türkiye’de adaletin olmadigindan. Türkiye bir kiz’in 25 kişi tarafindan tecavüz’e ugrayan ‘kendi istegiyle oldu’ diyen bir ülke. Türkiye 19 yil once yanarak hayatini kaybeden kişilerin davasina ‘zaman aşimi’ diyerek sonlandirdigi ülke. Simdi Sadri Şener şike davasinda adalete mi güveniyor?

Bir yandan bütün olaylar ‘ne güzel oluyor’ demiyor degilim. Yildirim Demirören’e destek vererek TFF’ye 2 kişi sokmanin sevincini yaşayan Sadri Şener niye öfke püskürüyor? Sen degilmiydin o yönetime destek veren? Şimdi futbolcuna irkçilik yapan kisiye 2 mac men cezasi verildi diye, BJK’a 2 maç ceza verildi diye kizma. Türkiye’de irkçilik yapana 4 ile 8 maç men cezasina karşilik Emre’ye 2 maç men veriyorlar. Trabzonspor – Sivasspor maçin bitimine 30 saniye kala sahaya inen taraftar sayesinde Trabzonspor’a 5 maç ceza verilirken BJK’da ayni olay olurken 2 maç veriliriyor. Neden? Çünki bizim sevgili başkanimiz sayin Sadri Şener Türk adaletine, TFF ve PDFK’ya güveniyor. Çünki bizim sevgili başkanimiz sayin Sadri Şener yeri gelince agzini açmiyor. Çünki bizim sevgili başkanimiz sayin Sadri Şener zamaninda degil, zamani geçince tepkisini gösteriyor.

Didier Zokora’nin “C’est Dommage” cümlesi Türk adaleti, TFF, PFDK ve Sadri Şener için geçerlidir bana göre.